Etiket arşivi: son insan

GRETA’YA KARŞI NEDEN ÖFKELİYİZ?

16-year-old Swedish Climate activist Greta Thunberg speaks at the 2019 United Nations Climate Action Summit at U.N. headquarters in New York City, New York, U.S., September 23, 2019. REUTERS/Carlo Allegri – HP1EF9N1AIFX9

Greta Thunberg’in Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmasını dinledikten sonra “Son İnsan” kitabında bahsettiğim kuşağın, gerçekten bir “devam kuşağı” olmadığına yine kanaat getirdim.

Atladığımız bir mesele olduğu için tekrar değinmek istiyorum; bugün yaşamamızı sağlayan, kolaylaştıran veya zorlaştıran yapıların tamamını etkileyen iki büyük dönüşüm var. Bunların ilki Fransız İhtilali ve ikincisi de Sanayi Devrimi… Kendimizi yönetme biçimimiz, kurumlarımız, organizasyonlarımız, şirketlerimiz ve aklınıza gelebilecek tüm süreç ruhen Fransız İhtilali sonrasındaki devinimlerden, maddi olarak da Sanayi Devrimi’nin oluşturduğu üretim baskısına uygun olarak tasarlanmış durumda.

Doğal olarak da kuşaktan kuşağa aktarılan değerler ve ortaya çıkan kültür, sistemin bir şekilde devamı üzerine kurulu… Üniversiteler, bu değerlerin devamının önemini anlatan müfredat ve akademisyen ile dolu. Mevcudiyetimizi ve varlık sebebimizi anlamlandıran her şey, bu sürecin devamından yana…

Son zamanlardaki siyasi tercihlere baktığınızda, işte bu sebeple bir kuşak “frene basmış” bir şekilde gerçek ötesi (post-truth) söylemlerin rüzgarına kapılmış, olabildiğince tutucu ve korumacı davranabiliyor. Bugünkü yıllar, gelecekte gündeme geldiğinde tarihçiler özellikle ABD’de yaşayanların “büyük dönüşümü”nden bahsedecek. Orta yaşını almış Amerikalılar, imalat sanayinin daha fazla büyüyeceğini düşünerek, içine kapalı bir ekonomik model ve göçmen karşıtlığı öneren duvar ustası Trump’ı seçtiler. İşte bu tarih dersinin bir konusu olacak.

2008 küresel ekonomik krizini iyi okuyamadığımızı düşünüyorum. Sosyolojik etkilerini iyice tartışmadık. Batıda, hane hayatlarında yaşanan daralmanın onların kararlarını nasıl etkilediğini pek anlamlandıramadık. Ekonomik canlılığın doğuya kaydığı bir dönemde, siyasal kararların, özellikle de demokrasiye olan inancın kaybının, etkilerini doğru düzgün incelemedik.

Yeni ve bugüne kadar görmediğimiz şiddette çatışmaların eşiğinde, bir göç dönemini yaşıyoruz. Kendi karakterini şekillendiren değerlerin ¾’ünü ailesinin ve aldığı eğitimin dışında bulan bir kuşağın, bir önceki “kayıp” nesle hiç benzemeyen tavırlarını da bu yüzden itici ve korkutucu buluyoruz. İklim krizi ile bu kadar ilgilenen, kaynakların azalması ile geleceğinin derdine düşen gençleri, kendi alışık olduğumuz yargılarla sert bir şekilde eleştirebiliyoruz.

Oxford Sözlüğü’nün yeni kelime olarak eklediği “youthquake” kelimesini genel kültürümüze ekledik. Ama hala sanayi devriminden kalan pazarlama yöntemlerinde ısrar ediyoruz. Devam kuşağı olmayan bu çocukların, tüm alışkanlıkları, değerleri, kültürleri, etkileşimde bulunduğu insan sayıları bizlerden farklı olacak. Uyum sağlayanlarla, sağlamayanlar arasında bir çatışmaya yol açacak derecede, bizim için sınırları olan her şey onlar için sınırsız, sınırsız olan şeyler ise sınırlı olacak.

Değişim ve dönüşüm, direnç ile birlikte şekillenir. İnsanların direncinin altında “var olmasını gerektiren meziyetlerin yetersiz kalması” ve “kendisine duyulan ihtiyacın ortadan kalkması” yatar. Bu iki eksiklik hissi de korkuyu tetikler.

Greta ve kuşağı, dünyanın geleceği noktadan korkup “insanlığın yok olmasından” dem vururken, bizim kuşak ise yetiştirildiği nizam çerçevesinde “kendisinin yok olmasından” dem vuruyor. On yıl sonra, yönetici pozisyonlarına gelen Greta ve arkadaşları, bizden hesap sormaya başladığında, çatışmanın şiddeti artmayacak mı?

Bu gençler bize “Daha önce ne yaptın ki, fonksiyonun kadar konuş” demeyecek mi?

Ekonomik eşitsizliği ve %1’in sahip olduğu varlığın %99’un sahip olduğu varlığa eşit olduğu bir dünyayı yaratan bizler, sorunu kendi aramızda halletmek yerine 16 yaşında bir çocuğun mimiklerinden, hareketlerinden veya söylediklerinden yola çıkarak öfke kusacak hale neden geldiğimizi bilmiyor muyuz?

Biliyoruz.

Ve bu korku, küresel bir öfkeye dönüşürken, hepimiz yavaş yavaş kendi yasımızı tutmaya başlıyoruz.

Hem de…

Kendimize ait “keşke”lerle dolu ve mutsuzluk üreten mahpushanelerimizde, elimizde akıllı telefonlar, dünyayı aksine ikna etmeye uğraşırken…