Tolga Yücel tarafından yazılmış tüm yazılar

https://yucel.com.tr/tolga-yucel/

Treni kaçırmadan binebilmek için hâlâ bir şansımız var mı?

Bilgi toplumunun şekillendiği bu çağda, ülkelerin dışında “kentler” de rekabette söz sahibi olmaya başladılar. Küresel ekonomik pastadan pay almak isteyen kentler, hükümetlerin stratejik kararları ve belirlediği politikalar çerçevesinde yeni roller üstleniyorlar.

Turizm…

Sanayi…

Fuarcılık…

Ticaret…

Bilim…

Kültür-Sanat…

Teknoloji…

Finans ve bankacılık…

Her kent, kendi yapısına göre hazırladığı rol haritasına uygun bir şekilde belli bir konuda derinleşiyor. Oluşturduğu yeni kümelenme kapsamında üreticilerle, o işin ticaretini yapanlarla, kanaat önderleriyle, bilim ve akademi unsuları ile gelecek planları oluşturuyorlar.

Örneğin fiziksel paranın merkezi olan İsviçre, dijital paraların yaygınlaşması ile birlikte dünya finans piyasasındaki rolünü kaybetmemek için Zug kentini blockchain ve dijital para cenneti haline çevirdi. Dünyanın dört bir yanından gelen yatırımcılara her türlü altyapı, üstyapı ve yatırım desteğini sunuyor. Stratejik bir plan dahilinde, geçmiş tecrübelerini geleceğe aktararak doğal bir cazibe merkezi oluşturuyor.

Sadece politika üretmek yetmiyor.

O konuyla ilgili bilgi üretmek, girişimci yaratmak ve ihtiyaç duyulan insan kaynağını da yetiştirmek gerekiyor…

İşte, The Institute for Financal Services Zug (IFZ) buna çok iyi bir örnek… Zug’taki Finansal Hizmetler Enstitüsü, Lucerne Uygulamalı Bilimler Üniversitesi bünyesinde bulunan bir kurum… Enstitünün amaçları arasında girişimcilik ve yenilikçiliği teşvik eden faktörlerin yanı sıra finansal teknolojilere ilişkin göstergeleri kullanarak, en güçlü finans teknolojisi ekosistemine sahip bölgeleri belirleyen kapsamlı bir araştırma çalışması yürütmek de var. Bu çalışmanın adı “IFZ Global Fintech Rankings”…

Thomson Reuters’ın bu sıralama üzerinden yaptığı bir inceleme ve cetvel de mevcut. 2018’in IFZ Global Fintech Rankings  (Küresel Finans Teknolojisi Sıralaması) kentlerin bu anlamdaki gücünü sıralarken dört ana parametre ve ona bağlı kırımlardan oluşuyor. Ana parametreler ise; Politik, Ekonomik, Sosyal ve Teknolojik…

Thomson Reuters, incelemeyi yaparken alt kırılımların değişkenliğine göre sıralama sonuçlarını daha rahat görebilmemiz için, bu dört ana parametreyi farklı ağırlıklara göre değerlendirebileceğimiz bir cetvel oluşturmuş. Bu cetvelde tüm ana parametreleri “Yüksek” düzeye getirdiğimizde, sıralamada 2018 yılı için ilk 10 şu şekilde oluşuyor:

  • Singapur / Singapur
  • Zürich / İsviçre
  • Cenevre / İsviçre
  • Londra / Birleşik Krallık
  • Amsterdam / Hollanda
  • Toronto / Kanada
  • Stockholm / İsveç
  • New York City / ABD
  • San Francisco / ABD
  • Hong Kong / Çin

Listede toplam 30 kent var… Ama ne yazık ki, bu ilk 30 içinde henüz bir Türk şehri yok…

Türkiye’nin finans teknolojisi üretme gücü, şu an en az diğer ülkeler kadar güncel… Büyük bir potansiyele sahip insan kaynağı mevcut… Özellikle açıklık ve işbirliği kavramıyla yeni kurulan şirketler, daha önce kurulmuş şirketlerin tecrübelerine çok hızlıca erişebiliyorlar. Bunlar büyük avantajlarımız…

Ancak, öncelikli bir politikamızın olmayışı ve finans kaynakları ile entelektüel sermayeyi buluşturmadaki organizasyon kurma eksikliğimiz, bizim bu alanda rekabetçi olmamızı engelliyor.

Türkiye, sanayi devrimini yakalayamadı. Bunun her türlü sebebi olabilir. Ancak o trene çok geç bindik… Gelecek, özellikle finans teknolojisi için gelecek, ise bugünlerde şekilleniyor… Lokomotifin yeni buhar bıraktığı bir dönemdeyiz. Stratejik önceliklerimiz arasına alarak, bir kentimizi gerekli ekosistem kurmada ve gerekli kümelenmelere aracılık etmede öncü olarak konumlandırabiliriz.

Türkiye’nin yeni bir hikâyeye ihtiyacı var.

Bilgi toplumuna geçişte, finans teknolojisi iyi ve yeni hikayeler yazabileceğimiz bir alan…

Son günlerde e-ihracatın çok fazla konuşulduğu ülkemizde, hele hele dünyada ekonomik canlılık doğuya doğru kayarken (Kavimler Göçü’nün tersine, ekonomik canlılık istikameti farklı olsa da bizim üzerimizden doğuya ulaşacak), küresel finans piyasalarına ortak olabileceğimiz bir alanda rekabetçi şehir veya şehirler yaratmalıyız.

Ortadoğu, Yakın Asya ve Kıta Avrupası’nın merkezindeyiz.

Göçmen sorunu ve milliyetçilik akımları ile kendini içine kapanmış bir Avrupa yerine, Türkiye’yi tercih edecek yetişmiş insan kaynağını, kendi değerlerimizle buluşturabilecek güçteyiz. Bu topraklarda ürettiğimiz binlerce yıllık deneyimle “yeni nesil bir tutkal”ı üretebilecek bir ülkeyiz. Bazen karambole geliyor, unutuyoruz ama dünyayı şekillendiren yüz elli medeniyetin, ellisi Anadolu topraklarından çıkmış. Biz, o mirasın sentezini üretebilecek güçteyiz.

Sermaye ihtiyacından çok; bilgi işleme becerisine, organizasyonlar kurabilmeye ve insanlara erişme kabiliyetine odaklanmamız gerek. İsteyerek ve hedef koyarak yapabileceğimiz şeyler bunlar…

Şehirler, gelecekte daha da anlam kazanacak. İyi bir planlama ile rekabetçi şehirler yaratırken, finans teknolojisini ana konu olarak seçerek açabileceğimiz kapıları unutmayalım.