Etiket arşivi: neolitik

 Yeni Neolitik Dönemin Eğişinde

neolitik-donem-kadin-ciftcilerin-kollari-modern-kurekci-kadinlarinkinden-daha-gucluydu

“…ah nerde gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

                               elde var hüzün…” 

Elde Var Hüzün, Attila İlhan

  

İnsanlığın, milyonlarca yıl öncesinden beri taşıdığı DNA’nın temelinde “hayatta kalmak” ve “doğaya ile mücadele” var. Belki de, doğanın altını üstüne getirmesinde atalarının bu çaresizliğinin öfkesi var. Kim bilir?

Yaşadığımız dönemin bir göçün evrimleşmiş hali olduğunu hep söylüyorum. Son İnsan kitabında Z Kuşağı’nı anlattığım bölümde detaylı olarak gördüğümüz gibi Devam nesli olmayan bir nesli ürettiğimiz bu çağda, bazı şeylerin sonuna geliyoruz. Etrafımızda bulunan şeylere benzeterek anlamlandırdığımız bir dönemin sonundan bahsediyorum. Doğadan duyduğumuz seslerle ürettiğimiz kelimelerin veya en azından hibrit anlamlar taşıyan anların yerini daha kesin ve yerleşik bir hale bırakacağı bir dönemin arifesindeyiz.

Peki, insanlık bu kadar büyük bir dönüşümü ve değişimi daha önce yaşamış mı?

Antropologlara ve tarihçilere göre evet…

Yakın dönem tarihine baktığınızda, birbiri ile bağlantılı olayların ışığında topyekün bir kırılmayı anlamak zor olabiliyor. Özellikle son iki yüzyılda domino taşı gibi birbirine dokunan dönüşümlerin etkilerini anlamlandırabiliyoruz. Geriye dönüp baktığımızda, yok olan meslekler, yok olan alışkanlıklar, teknolojiler veya dünyayı etkileyen yeni medeniyetlerden çok kere söz edebiliriz.

Büyük salgınlar, büyük göçler veya büyük savaşların ortaya çıkardığı kötüleşme ile icatların ve keşiflerin yarattığı yeni çözümlerin dünyanın değişimine katkısı yadsınamaz.

Ancak bugünümüzü anlamak için, bizi kökten değiştirmiş bir dönemde yaşananları iyi anlamak gerekiyor. Çünkü, önümüzde köklü değişikliklerin yaşanacağı bir dönem bizi bekliyor.

Ben bugünü ve yarını, geçmiş hafızımızdaki Neolitik Çağ’ın arifesine bakarak okumaya çalışıyorum. Tarih derslerimizde, ezberlemek zorunda kaldığımız çağlarda bugünümüzü anlamlandırabileceğimiz başka ipuçları gizli.

Aslında o döneme baktığımızda; insanların bir milyon yılı aşkın avcı-toplayıcı ve göçebe yaşamdan sonra tarım yapmaya, hayvanları evcilleştirmeye ve sabit köyler kurmaya başladığını görebiliriz. Neolitik Çağ, değişik aşamalardan geçerek 6 bin yıl gibi uzun bir süreye yayıldı.

Bu dönemi diğerlerinden farklı yapan, teknolojideki yenilikler değildi. Toplumun yaşam biçimi, hayatı okuması ve anlaması ile yarattığı düzende sarsıcı değişiklikler yaşandı. Bugüne esas olan değişikliklerden bahsediyoruz aslında; Ta ki, Endüstri Devrimi hayatımızı şekillendirene kadar…

Belki de, büyük dönüşümlerin başlangıcı hep aynı… Bugünümüzü, Neolitik Çağ’ın başlamasına borçluysak, belki de karşımızda yeni bir Neolitik Çağ var. Geleceğin uygarlığının temellerinin atıldığı bir dönemdeyiz. Bu sebeple, bu kolektif dönemi iyi anlarsak, başımıza gelecekleri daha iyi anlarız.

Neolitik Çağ’a bazı düşünürlerin “Neolitik Devrim” demesinin sebebinde de bu köklü dönüşüm anlayışı vardır. [i]

Tabii ki, bir çağı değerlendirirken, “yeknesak” bir toplumsal yapıdan bahsetmek doğru olmaz. Son İnsan kitabının ilk bölümlerinde bahsettiğim kuyruk meselesine uygun olarak, devrimsel dönüşüm her coğrafyada aynı şekilde yaşanmadı.

Doğu Akdeniz, Kuzey Suriye ve Kuzey Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu’nun güney kısımlarında MÖ 11 bin yıllarından itibaren bu yeni yaşam biçimini geliştirmeye başlamış olsalar da, yeni yaşam biçiminin son şeklini alması MÖ 6 bin yıllarında gerçekleşmiş. Orta Anadolu’da farklı özellikler taşıyan benzer bir sürecin yaşandığı anlaşılmış.

Orta ve Güneydoğu Anadolu’da bu gelişmeler yaşanırken dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi Batı ve Kuzey Anadolu’da halen Mezolitik Çağ kültürlerinin süre geldiği, yani farklı kültürel oluşumların çağdaş olarak varlıklarını sürdürdüğü unutulmamalıdır. [ii]

Neolitik Çağ ile bugün yaşananlarla arasında kurduğum temel bağın özü yaşanan değişimin hızıdır. Bu çağın öncesinde, değişim çok yavaş ilerlerken, bu çağ ile birlikte her şeyin hızla biçim değiştirdiği bir hız dünyayı ve toplumları dönüştürmüştür.

Gelin, bugünle dünü bir arada inceleyerek geleceğin sosyolojisini daha iyi anlamaya çalışalım.

Neolitik Çağ temelinde üç büyük dönüşüm unsuru var; Bunlar 1) Tarım 2) Hayvancılık ve 3) Çanak çömlek yapımıdır.

İnsanlık, yerleşik düzene tarımın gelişmesinden çok önce geçmişti. Küçük köyler kurmuştu. Tahıl ekimine bilinçli bir şekilde başlamıştı. Bugünü anlarken, sebep-sonuç ilişkisini tanımlamakta zorlandığımız gibi, Neolitik Çağ’ın da anlaşılmasında benzer zorluklar yaşıyoruz. Yerleşik düzen kararı, tarım ile uğraşan köy topluluklarını yarattı. Bu olgu, yeni bir ekonomik, sosyal ve kültürel bir sistemin oluşmasına yol açtı.

Bugünün tarımı da bilgi aslında. Bilgiye erişim ve bilginin işlenebilir hale gelmesi de kendi ekonomisini, sosyal ve kültürel yapısını yaratıyor. Neolitik Çağ’da tarım kabiliyetini geliştiren insanoğlu, stoklayabildiği artı ürünlerle geleceğini güvence altına alabildi. Nüfus hızla artmaya başladı. Tarım, herkese refah getirmedi. İnsanlar, gıdaya erişebilmek için o dönemde de daha fazla çalışmak zorunda kaldılar. Yani, ürüne sahip olanlarla, ürüne erişmek zorunda olanlar arasında ekonomik bir farklılık oluştu.

Doyurulacak insan sayısının artması, yeni çözümler arayışını da beraberinde getirdi. İnsanlığın her döneminde, aldığı kararların bedelini çocuklar ödüyor.

Bugünkü değişim motivasyonuna baktığınızda da benzer bir ihtiyacı görebiliyorsunuz. İnsanlar, kendi dengesini bulmak için yaptığı tercihlerle yaşamda kalma savaşına devam ederken, kendi geleceğini güvende hissetmeye başladığı an “içindeki şeytana” yenik düşüyor. Çözmeye odaklandığı sorunun çok ötesinde, ürettiği teknolojilerin sağladığı iyileştirmelerin büyüsüne kapılıp, yeni sorunların girdaplarını tetikliyor.

Geleceği okuyanların en büyük hatalarından biri de, bu girdapları tetikleyen “insan egosu” faktörünü analizlerinin dışında tutması… Optimum bir gelecek analizinde, geçmişten bağımsız, insanların kusursuz tercihler yapabileceğine inanıyor. Ya da öyle olmasını diliyor. Bu da ortaya çıkan şeyin analizden çok, “olması istenen durumun temennisi” şeklinde biçimlenmesine yol açıyor.

Verimli toprak, yeterli su, hayvanların evcilleştirilmesi ve sistematik bilgi üretimi ile erişilen mertebe, insanın devreye girmesi ile birlikte Neolitik Çağ’da  tali olarak sosyal sınıfların oluşmasına da yol açtı.

Köklü değişimlerin ve dönüşümlerin yaşandığı bu çağda bir anda ortaya çıkıveren mülkiyet anlayışı, ticaretin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan yeni meslekler ve nüfus artışı yeni bir düzeni beraberinde getirirken, kısıtlayıcı ve ayrıştırıcı kavramları da hayatın içine enjekte etti.

Bugünü okurken, geçmişe bakmak bunun için faydalı oluyor. Çünkü gelecek analizlerini, bugünün tüm kötülüklerinden arınmış bir şekilde yapmak, insanın doğasında var. Geleceğin teknolojisinin her şeye çözüm üreteceği tezinin insana daha iyi geldiğinin farkındayım.

Ama, “insan” denilen bu canlı, çözdüğü sorunların yarattığı güvenli ortamı, kişisel veya toplumsal bazı önceliklerle bozduğu gerçeği de bugüne kadar yaşadığımız evrimde karşımızda acı bir gerçek olarak duruyor.

Neolitik Çağ’ı derinliğine incelediğimizde; tarım ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte köyler daha da büyüdü. Tıpkı, günümüzde bilginin merkezi olan kentlerin metropole dönüşmesi gibi, belli bölgelerde nüfus iyice arttı. Toprağın işlenmesi ile birlikte, verimlilik konusunda elde edilen gelişmelerle birlikte özel mülkiyet kavramı anlam kazandı. Komşu köyler arasında arazi kavgaları başladı. Büyük çaplı savaşlara dönen, bu arazi kavgaları yeni devrimin insanlığa olumsuz bir hediyesi oldu.

Geleceğe içinde bulunduğumuz yıldan baktığımızda, köklü dönüşümlerden ve değişimlerden bahsediyoruz. Dijitalleşme, robot teknolojisi ve yapay zekanın öneminden veya yeni mesleklerden, yeni yeteneklerden dem vuruyoruz.

Yalnız nedense, bu dönüşümün bugün yarattığı eşitsizlikten, insanların tedirginliklerinden veya adaptasyonun nasıl olacağını gündeme getirmeyi pek sevmiyoruz.

Petrol savaşları, yerini siber savaşlara bırakmıyor mu? Hatta dünyanın sonu teorilerinde buğday savaşları bekleniyor yani ekmek savaşları.

Dijitalleşme ile köklü değişiklikler yaşanırken, Neolitik Çağ’ın başında olduğu gibi yeni düşmanlar ve dostlar, acımasız sosyolojik kırılmalar bizi beklemiyor mu?

Neolitik Çağ’a atıfta bulunarak bugünün tarımı, bilgi dedim.

Tarımın gelişmesi ile birlikte araç ve gereçler de çeşitlendi. Üretimin kolaylaştırılması için birçok alet icat edildi. Tarım toplumu kendi gelişimi içinde teknolojisini üretmeye başlamıştı. Çanak çömlek üretimini de bu sürecin parçası olarak ele alırsak, sosyal toplum aynı egosantrik sorunların farklı alanlarda karşılık bulması dışında, zaten tamamen değişmişti.

Bugüne baktığımızda, bağlantılı olma halinin artması ile birlikte, açıklık ve şeffaflık ilkesinin temelinde, bilgi toplumu da kendi araç ve gereçlerini üretiyor. Bu araç ve gereçler, bilginin hayatımızda daha fazla yer almasına olanak sağlıyor.

Bu dönüşüm, toplumun da yeniden şekillenmesinde aracı oluyor. Ancak gördüğünüz gibi medeniyeti, insanlığın yükselişi olarak ele aldığınızda köklü bir devrimden sonra geldiğimiz nokta ortada.

Hem de bu noktaya gelene kadar, büyük acılar çekerek gelmişiz.

Halen de çektiğimiz ve çekmekte olduğumuz acılar ortada…

İnsanoğlu doğaya hükmettikçe, doğayla birlikte yaşam duygusundan uzaklaştı. Bilgiye hükmetmeye başladığında da, bilginin sunduğu iyiliklere odaklanmaktan uzaklaşacak.

Doğal seleksiyonu esas alan teorisyenlerin ne yazık ki haklı çıktığı bir yaşam döngümüz var. Araçlar değişse de, güçlü olma ve insanların cesareti ile mücadele azmi değişmiyor.

Kavramlar değişse de, hayatta kalma ve yok olacaklarla duygusal ilişiğin kesilmesi, büyük dönüşüm süreçlerinde hiç değişmiyor.

Yeni neslin, bir devam nesli olmayacağı düşünüldüğünde, fonksiyonun ve dünyanın bütünü için çözüm üretme fikrinin içinde de dogmatik bir şiddet yer alacak.

Genetik hafızasında yaşamda kalmak olan insanoğlunun, araçları değişse de, kutsalları farklılaşsa da, yaşayacağı evrimin kendi içindeki vahşeti sonlandırması mümkün olmayacak.

Evet, bencil olmayan bir nesil geliyor. Daha bütünleşik sorunlara odaklanacak bir neslin, dünyayı değiştireceği bir dönemi yaşayacağız.

Peki, ya bu dönüşüme ayak uyduramayanlar?

Yeni dönemin yeteneklerine sahip olamayanlar?

Dünyanın %1’ini oluşturup, zenginliğin yarısından fazlasına sahip olmayanlar ve dijital elit olarak hayatını sürdüremeyecek olanlar?

Niyetim hiçbir zaman, teknolojinin gelişimini olumsuz bir olgu olarak göstermek olmadı. Yalnız, çoğu sorununu çözmüş insanlığı yeni sorunlar bekliyor. Bu sorunların varlığını konuşmadığımızda ve politikalar üretmediğimizde bizi bugünlere getiren olumsuzlukları, ürettiğimiz iyiliklerle birlikte değerlendirmediğimizde her dönüşümün ürettiği “insanlığın faydasına” bütünlüğün çatlaklarından yine kara sular akacak. Bu kara sular da, ürettiğimiz beyazlığı kirletecek.

Yeni bir Neolitik Çağı’ndan bahsetmemin sebebi de bu.

Bugünün insanı, kendini “manen” öldürmeden, yarına kendini taşıyamayacak. Bugünün sorunlarına odaklanmadan geleceğe odaklanmak bu açıdan bir kamera şakası gibi geliyor. Ürettiğimiz teknoloji ve yenilikler, bugünün bütün sorunlarına çözüm üretmiyor.

Ürettikleri çok belki de. Ama her büyük kırılmanın getirdiği yeni sosyal hayatın içinde barındırdığı veya sakladığı (göremediğimizden değil, görmek istemediğimizden) gerçeklerin, adil ve kapsayıcı bir değişimin önündeki engeller olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Geçmişten ve bugünden bağı kopmuş analizlerin bilim-kurgu romanı gibi kalmasının sebebi de bu, belki de. Ancak, bana göre o kadar lüksümüz yok. Gelecek, artık bugüne dokunuyor. Hepimiz bir şekilde, belli bir tat almaya başladık. Eğer, insanlık bütüncül politikalar üretmezse yeni sorunların ve çatışmaların yaşandığı bir gelecek bizi bekliyor. Ayın sürekli görünen yüzüne bakıp ayı tarif etmek nasıl analiz eksikliğini içinde barındırıyorsa, geleceği şekillendiren nesille birlikte yaşayacak bugünün “neslinin” çatışma yaşamadan huzurla dönüşebilmesi için ilkesel manifestoların yazılması gerektiği gerçeğini atlamamalıyız.

Bizim nesil veya geleceğin sıradanları çaresizliği ile sağduyulu sesini kaybediyor. Korkmuş, güçsüzleştirilmiş ve neredeyse kendisine ihtiyaç kalmayan insanların sosyal hayatta bir nevi bitkisel hayat yaşayacağı aşikar.

Bitkisel hayat tanımını doğru yapalım; Mutlu olmayı unutmuş, geçici hazları tercih ederek, ruhunda yatan derinliğine dokunmayı bırakmış ve zamanın ruhu gereği, sağa sola savrulan insanların hayatı…

Bizim neslin ölümüne az kaldı…

Bizim neslin tek gerçeği, kendi ölümünün yasına alışmak ve uyum sağlamak!

[i] [i]http://www.felsefe.gen.tr/neolitik_cag_nedir_ne_demektir.asp
[ii] http://www.arkeoloji.biz/2011/12/neoltk-donem-hakkinda-bilgiler.html