Pislik, aşağıya doğru akar

Her geçen gün zorlanılan günlerde bu kitabı yazıyorum. Etrafımdaki herkeste kalıcı değişiklikler olduğunu hissediyorum. İş dünyasının karar alma süreçleri, iş yapış biçimleri, ağrılı bir şekilde değişiyor. İki yıldır bir tufan gibi herkesi savuran küresel kriz sonrasında insanlar umutla ve arzu ile bir normalleşme bekliyorlar.

Uzun yıllar ekonomik tabanlı bir sivil toplum kuruluşunda profesyonel yöneticilik, ardından strateji danışmanlığı yaptıktan sonra, tanıştığınız her iş insanının hayata nasıl baktığını sohbetin ilk beş dakikasında anlayabiliyorsunuz. Şimdilerde ise insanların yüreğinde bir korku var. Yapmayı bildikleri işi yapmak istiyorlar ama beklentilerine kavuşamamak gibi de bir sanrıları var.

Türk iş insanı her ne kadar girişimcilik ruhu için örnek olarak gösterilse de, kendi hayat hikâyeleri ile ilgili itiraflarda yönetim konusundaki bilgisizliklerinin, rekabet ettikleri piyasalarda kendilerine bir eksik yarattığını açıkça söyleyebiliyorlar. Küresel kriz gibi içinde psikoloji, sosyoloji, iktisat, işletme, pazarlama gibi teori temelli konularda yaşanan değişimler onların daha da içine kapanık olup, cesaret odaklı ve tüccarlık becerileri destekli yönetim modellerine yönlendiriyor ama inanın yaşadığımız tufan, öyle böyle değil.

Bir iş adamı ile şirketinin büyümesi hakkında  konuşurken kendi gerçeğini çok açık ifade etmişti; “Ben ilkokul mezunuyum. Bir karar almışım, ayda da bir profesyonelin kazanacağı paranın elli katını kazanıyorum. Şimdi ben Allah’tan ne isteyeyim ki? Bu kadar varlık bana yeter de, artar bile…”

Bu iş adamı şu anda ne durumdadır bilmiyorum ama gazetelere verdiği beyanatlarda marka olmaya, üretimden çok ticarete geçmeye çalıştığını anlatıyor. Küresel krizle birlikte yaşadığı kırılma, kendi normalleşmesini, eski yaşadığı hayattan uzak bir yere taşıyor.

Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı bir krizin, bizim mahalledeki bakkalı bile etkiliyor olması gerçeği aslında ne kadar iç içe yaşadığımız konusunda beni hep düşündürüyor. Hintli kadınların düğün zamanı altın alışverişleri, Japon kadınların tasarruflarını değerlendirme biçimleri, Amerikalı bir işçinin ödeyemediği ev kredisi bizim mahalledeki ekmek satışlarını bile etkileyebiliyor. Yerel piyasa kavramı, kendine has özellikleri olan pazarlar aslında kürenin tamamını oluşturuyor. Karman çorman olmuş bu matris sonunda kendi evlatlarını yiyecek hale geliyor.

Küreselleşme kararlarının çok dışında, kendi halinde yaşamaya çalışan insanlar için özgürlük ve mobilite vaat ederken, sistemin gerisinde kalmış bütünsel ve evrensel uluslar üstü yönetim modelleri, liberalleşen ekonomilerin çılgın ve ahlaksızca enstrümanları sayesinde yine bu insanların sonunu getirebiliyor. Ama küreselleşme fikrinin mimarisinde bulunan Afrikalı çocuk yine süte ulaşamıyor, her gün dünyanın çeşitli geri kalmış bölgesinde yaşayan yüz binlerce insan açlıktan ölüyor. Düşünsenize, duvara toslamış bir küreselleşmeden bahsediyoruz. Yarısının aç ve susuz, altyapısız kaldığı bir dünyayı düzeltmek ve refahın paylaşımını teknoloji ve entegrasyon eliyle yapacağını iddia eden bir küreselleşmenin karanlık kalmış yüzünün ortaya çıkışını izliyoruz.

İş insanların bu karanlık yüzün birer oyuncuları olarak kazandıklarından sonra, şimdilerde de bu karanlık yüzün ne kadar çok acı verebileceğini bildikleri için korkuyorlar. Siyasetçiler, durumun ciddiyetinden ürktükleri için, sürekli ameliyat sonrası acı çeken insanların suratları ile televizyonlarda “kurtuluş reçeteleri” açıklıyorlar.

Abbasilerin ve Emevilerin dini, siyasi emelleri için kullanması gibi şimdi de gelişmiş ülkelerin küreselleşmeyi ve teknolojik gelişmeleri kendi menfaatlerine kullanması örneği ile karşı karşıyayız. Dünyada bir döngü var, araçlar değişse de galiba kader değişmiyor. İnsanlık, kendi faciasını yine kendi yaratıyor. Benim ise dertlendiğim, bu konularla hiç ilgisi olmayan, sürekli tüketmek üzerine kurulu bir dünyası bulunan, kendisine nimet olarak sunulan enstrümanları kullanarak zengin olma hayali ile yanıp tutuşan, sistemin figüranları durumundaki insanlar.

Zaman zaman sohbetinden faydalandığım, kişisel yapılanmam içinde önemli bir yeri olan akademisyen Deniz Gökçe, küresel kriz zamanında büyük şirketlere yardım edilmesi gündeme geldiğinde bu duruma karşı olanlara hep aynı şeyi söylüyordu; “Shit falls down!” Deniz Gökçe iktisadi olarak yardım konusunu daha iyi irdeleyebilir ama yaptığımız sohbetlerde bu işten hiç anlamayan insanların bile genelleyebileceği bir gerçek bu; “Pislik aşağıya doğru akar!”

Şimdi kafasına pislenmiş bu insanlar, yeniden bir yol belirleyecekler kendilerine. Üzerlerindeki kokuyu atmak, aklanmak ve paklanmak için… İşte bu yeni yol, onların geçmiş korkuları ve sanrıları üzerine kurulu bir yeni yol olacak, normalleşecekler ama yeni normalde.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s