Bursa’da Yeni Normal’e doğru

Son iki yıl boyunca yazdığım yazılara göz gezdirirken, iletişim yazılarının yanında küresel kriz ve Bursa ilişkisi üzerine yazdığım yazıların çokluğunu fark ettim. Krizi farklı yönleriyle ele almış olsam da, genelde ana hat olarak belli başlı konulara değinmişim;

a) Küresel kriz başlamıştır, etkileri hissediliyor bununla ilgili olarak Bursa’nın daha sistemli ve planlı olması lazım,

b) Krizi yaşamaya başladıktan sonra, süreç içersinde bu krizin ardından yaşanacak yeni düzenin nasıl olacağı ile ilgili çalışmalara şimdiden başlamak lazım. Bursa’daki ekonomik tabanlı sivil toplum örgütleri geleceğe kafa yormalı,

c) Bu bir travmadır, sosyolojik ve psikolojik kalıcı etkiler ve bu etkilerin yaratacağı yeni insan biçimi üzerinde çalışılmalı

Bu üç ana hattan bahsetmemin sebebi, Bursa’nın bu konulara kafa yormamasının yanı sıra (bir toplantı eşliğinde uzman dinlemekten bahsetmiyorum, uzmanlarla bunu akademik olarak veri kabul edip, geleceği yönetmekten bahsediyorum), geçtiğimiz hafta başlayan Davos’un gündeminin “Yeni Normal” olması.

Dünyaya yön veren karar vericiler, bu yılki Davos Zirvesi’nde finansal, ekonomik, sosyal, tüketme alışkanlıkları ve psikolojik açıdan kriz sonrasında oluşacak olan yeni normali tartışıyorlar. Herkesin kabul ettiği bir nokta var; “Evet, her şey normalleşecek ama eskisi gibi olmayacak. Yenilenmiş ve değişmiş bir şekilde normalleşeceğiz”

Bursa’nın küresel bir oyuncu olarak konumlandırılması gerektiğini düşünenlerdenim. Ancak bunun için de bazı kurumların hayat bulması gerekiyor. Siz işlemeden, ürün kendi kendine ambalajlanmıyor. Bizdeki özgüven yüksekliğinden kaynaklanan bazı sebeplerle biz sözde küresel bir oyuncu ama özde bir taşra kenti gibi yaklaşıyoruz gelişmelere. Bu çerçeve içine hangi kurumu, hangi kişiyi katarsanız katın. Yorum yapmadan bir tespit olarak paylaşıyorum bu görüşlerimi.

Dünyanın gündemi ortalama iki yılda bir değişiyor. Çünkü o gündemle ilgili çalışmalar, araştırmalar, analizler sonuçlarını vermeye başladığı zaman dünya bunu tartışmaya başlıyor, kararlarını alıyor ve konuyu yeni bir gündem maddesi ile değiştirmek üzere rafa kaldırıyor.

Bursa’nın geç kalma hastalığı, bu tip önemli konuları önemsiz kılıyor. Bursa fasoncu bir kent olabilir ama zihinsel açıdan bu yapıyı yıkmaz isek, dünyadaki gelişmeleri sadece izleyenler olarak kalırız.

Bildiğiniz gibi bir tespitim var benim; Bursa ile ilgili yayınlanan tüm kitaplar geçmişine ait, geleceğine ait bir çalışma üretemiyoruz diye. Bursa ile ilgili ana endeksleri başkaları yayınladığı zaman, Türkiye çalışmasının içinden çıkarıp, kendi verimiz gibi analiz bile etmeden sadece “kullanıyoruz.”

Bursa’nın bilgiye olan bu duyarsızlığı, geriden gelmesine ve sonuçlarında başkalarının patronajında, arka bahçesinde işler üretmeye zorluyor.

Yeni Normal,  bugün Amerika’da, Avrupa’da ve en sonunda da Davos’ta tartışılan bir kavram. Bursa’dan bir kişi Davos’a katılmış mıdır bilemem ama en azından Bursa, burada konuşulanları kendine veri olarak kabul ederek, bunun üzerine bir araştırma üretebilir. Umarım, öyle olur!

Reklamlar

“Yalnızlık mı, kalabalık mı?”, “Özgürlük mü, kişisel alan ihlali mi?”, “Genelleşme mi, kişiselleşme mi?”, “Çoğulculuk mu, özgünlük mü?”, “Adalet mi, hakların sınırlanması mı?”, “Sosyalleşme mi, bireyselleşme mi?” paradokslarının gölgesindeki gri alanda; geleceği bugünden şekillendiriyoruz.

%d blogcu bunu beğendi: