Bugünlere nasıl geldik? Web3’ün temelinde yatan sosyolojik devinim

Aslında her şey 20 Aralık 1990’da, Sir Tim Berners-Lee’nin “www”(world wide web) adını verdiği projesinin ilk web sitesini açması ile başladı. Ve web1.0’ın hükümranlığı böylece başlamış oldu. İçerik üretiminin kısıtlı olduğu ve kullanıcıların sadece okuyucu olduğu monolog bir dönemdi bu dönem. Sunucuların hükümranlığı ile süren bu süreç, metinler üzerinden hayat bulabiliyordu.

Bu dönem, 2000’li yılların ortalarına kadar devam etti. Tek yönlü bu sistemin arından hayatımıza web2.0 girdi. İki yönlü olan ve kullanıcılarının hem okur, hem de yazar oldukları bu dönemde internet dünyası daha da sosyalleşti. Platformlar veri monarşisinin (data-monarchy) patronları oldular. Mobil akıllı telefon teknolojisinin de gelişmesi ile birlikte, bu dönem sosyal medya platformlarının patladığı, kullanıcı sayısının milyonlardan, milyarlara çıktığı bir dönem oldu. 2000’li yılların ortalarında başlayan ve 2016’ya kadar rekabetsiz yaşam sürdüren bir dönem.

Semantik web hayali

Tüm bunlar olurken, bir yandan da bazı kavramlar ve teknolojiler tartışılmaya başlanmıştı. Sir Tim Bernes-Lee 1999 yılında semantik web’i tarif ettiği hayalinde şu cümlelerle bugün konuştuğumuz çoğu kavramı tarif ediyordu:

“Web için bir hayalim var, öyle ki bilgisayarlar web üzerindeki bütün veriyi, içerikler, linkler ve insanlarla bilgisayarlar arasındaki bütün işlemler gibi, analiz etmeye muktedir olacaklar. Henüz ortaya çıkmamış olsa da, ortaya çıktığı zaman anlamsal ağ ticaretin günlük mekanizmaları, bürokrasi ve günlük yaşamlarımız birbiri ile konuşan makinalar tarafından yürütülecek. İnsanlığın asırlardır konuşup durduğu “akıllı ajanlar” nihayet gerçekleşecek.”

Peki “semantik web” tam olarak neydi?

Anlamsal ağ (Semantic Web) , web içeriklerinin sadece doğal dillerde değil, aynı zamanda ilgili yazılımlar tarafından anlaşılabilir, yorumlanabilir ve kullanılabilir bir biçimde ifade edilebileceği, böylece bu yazılımların veriyi kolayca bulmasını, paylaşmasını ve bilgiyi birleştirmesini sağlamayı amaçlayan, gelişen bir internet eklentisidir. Web siteleri, insanların okuması için yapıldı. Semantik web ise yazılımların ve makinelerin okuyacağı bir anlamsal ağdır. 

Bir örnek vermek gerekirse; Bir bilgisayarın, düz ekran HDTVlerin 40 inçten büyük olanlarının satıldığı, salı günleri saat 8’e kadar açık olan mağazaların listesini sunması

Blockchain teknolojisi ve web3 altyapılarının oluşması

Başka bir tarafta da birileri, devletlerin kullandığı para basma rantını ortadan kaldıracak yeni bir dijital paranın peşine düşmüştü. Bunu yaratabilmek için bir teknoloji peşindeydiler. İşte blok zinciri (Blockchain), 2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından kripto para Bitcoin’de, kamu işlem defteri olarak kullanılmak üzere bu sebeple geliştirildi. Bitcoin kripto parası, güvenilir bir otorite veya merkezi sunucuya ihtiyaç duymadan double spending problemini çözen ilk dijital para birimidir. 

Blok zincirin temelini oluşturan akıllı kontratlar, merkeziyetsiz yapıların oluşması kripto para (bir nevi dijital dünyada değiş-tokuş değeri üretebilme yeteneği) teriminin günlük hayatımızda karşılık bulmasına yol açtı. Büyük şirketlerin VR çalışmaları, büyüyen oyun sektörünün yarattığı sanal dünyalar alemi, Second Life gibi temel projelerin sosyal platform olarak tasarlanması ve en önemlisi mülkiyet, fikri ve sınai haklara bir çözüm olarak ortaya çıkan NFT (Non-Fungible Token)’ler, web2.0’dan web3.0’a (her ne kadar biraz geç olsa da) geçişi neticelendirdi.

Facebook’un adını “Meta” olarak değiştirmesi ve yönünü buraya çevirmesi bize gösterdi ki, web2.0’ı büyüten mobil akıllı telefonlarken, metaverse ve NFT kavramı da web3.0’ın büyümesine olanak sağlayacak.

Tüm yapıların merkeziyetsiz bir şekilde var olması, sosyal medya platformlarının hükümran olduğu monarşiyi de yıkma tehdidini artırıyor. Ücretsiz indirilen uygulamalarda, kullanıcının ürettiği veri üzerinden çift yönlü para kazanan bu platformların dönüşüme ilk uğrayanlardan olması tesadüf değil. Her şey ücretsizdi belki ama milyar dolarlık şirketlerin reklam gelirlerine esas olan profil bilgisi açısından değerlendirirsek, “ürün bizdik.”

Data-Democracy (Veri demokrasisi)

Herhangi bir aracıya ihtiyaç duymayan web3 altyapısı ve ürünleri, kullanıcının blok zincir üzerinde yaratılmış cüzdanları ile bağlandığı yapılarda hangi veriyi nasıl paylaşacağını, kendi tekelinde tutmasına imkan sunuyor. Bu da verinin artık kullanıcı için bir değer olması demek. İşte veri demokrasisi de burada başlıyor.

İkinci bir özgürlük alanı ise aracısız bir yapının şekillenmesi. Herhangi bir platforma ihtiyaç duymadan, hedef kitlenizle bir araya gelmenizi, bu hedef kitle ile ortak ve kolektif ürünler üretmenizi sağlayan bir teknolojik altyapıdan bahsediyoruz. Her katkının, her ekonomik değerin ölçülebildiği ve karşılığının hesaplanabildiği bu yeni dönemde doğal olarak iş yapış biçimi de değişecek.

“Mülkiyet” ve “sahiplik” kavramı merkezi olmayan anonim organizasyonlar (DAO) tarafından yeniden şekillenecek.

Belki de web3’ün temel ilkelerini özetlersek karşımıza şu başlıklar çıkıyor:

  • Verinin birden fazla merkezde depolanması
  • Açık kaynak kodlu bir sistem
  • Bilginin semantik olarak tasnif edilmesi
  • Kişi mahremiyetine saygılı olması
  • Güvenli bir altyapı olması
  • İletişimin doğrulanabilir yöntemlerle gerçekleşmesi
  • Her katkının ölçülebilir bir değere sahip olması

Fikri ve sınai haklar, telif ve özgünlük için teknoloji: NFT

Ürettiğiniz değeri, dijital ortamda bir akıllı kontratla tescil edilen bir değere dönüştürmeniz için, aracıların olmadığı, tescil mekanizmalarının otomatik olarak devre dışı kaldığı bir sisteme ihtiyaç duyuluyordu. Bu sistem de kolektif bir aklın ürünü olarak, sanat dünyasındanki gelişmelerden çıktı.

Takas edilemez jeton, ya da İngilizcedeki popüler ismiyle non-fungible token (kısaca NFT), dijital bir varlığın benzersiz olduğunu ve bu nedenle birbirinin yerine geçemeyeceğini onaylayan, blok zincirde depolanan bir dijital defterde depolanan veri birimidir. 

NFT’ler fotoğraflar, videolar, ses ve diğer dijital dosya türleri gibi öğeleri temsil etmek için kullanılabilir. Ancak, orijinal dosyanın herhangi bir kopyasına erişim, NFT’nin alıcısı ile sınırlı değildir. Bu dijital öğelerin kopyaları herkesin edinmesi için mevcutken, NFT’ler, sahibine telif hakkından ayrı bir sahiplik kanıtı sağlamak için blok zincirlerinde izleniyor.

Metaverse ne peki?

Yavaş yavaş parçalar oluşurken, insanların ihtiyaç duyduğu görsel tasarım, Metaverse ile karşılık buldu.

Metaverse kavramı ilk kez Neal Stephenson’ın 1992 yılında yayımladığı bilimkurgu romanı Snow Crash’de ortaya çıktı. Metaverse kavramı kurgusal bir dünyayı niteliyordu. Nitekim metaverse kavramı, ortaya atıldığı ilk dönemlerde aşırı abartılı ve spekülatif bir gelecek perspektifi olmakla eleştirilmişti.

Yeni ve bambaşka bir pazar, bir dünya oluşuyor.

Bugünleri, 1995’li yıllardaki “internetin doğduğu” yıllara benzetebilirsiniz. Her şey yeniden şekilleniyor. Özellikle blockchain teknolojisinin, dijital paralar dışında ve merkeziyetsiz bir şekilde kullanılmaya başlanması ile her sektör, her marka bu dönüşümden etkilenecek. Alt pazarlar olarak bakarsanız, NFT pazarı 2021 yılını dünya genelinde 40 Milyar Dolar büyüklükle kapattı. Bu yıl da %30-%40 büyümesi bekleniyor. Bir başka alt başlık olarak Metaverse’ü ele alırsak 2026 yılına kadar 759 Milyar Dolarlık değerinde yeni bir pazardan bahsediyoruz. Bu pazar, 2020 yılında 107 Milyar Dolardı. Yeni çıkacak olan token’lar, dijital paralar, online etkinlikler ve oyun sektörünü de eklediğinizde web3 teknolojileri pazarının 5 yıl içerisinde 2 Trilyon Dolar barajını hızla aşacağını söyleyebiliriz.

ABD merkezli strateji danışmanlığı firması Future Today Institute (Gelecek Bugün Enstitüsü) yöneticilerinden Melanie Subin, 2030’a kadar “insanların büyük bir kısmının bir şekilde Metaverse’te olacağına” inandığını söyledi.

Peki her şey aynen mi göç edecek?

Son zamanlarda, markaların dijital oyunlarla ve metaverse şirketleri ile yaptıkları işbirliklerine baktığınızda, sanki her şey aynen göç edecekmiş gibi geliyor. Müzik platformları, sosyal medya platformları, markalar, teknolojiyle birlikte bu yeni alanlarda varlıklarını aynı şekilde devam ettirecekmiş gibi bir his uyanıyor. Bu his hatta “gereksizlik” duygusu ile bazen anlam kayması da yaşayabiliyor.

Bir teknolojinin bulunması ile yaygınlaşması arasındaki süreçte en temel değişim toplumlarda ve bireylerde yaşanıyor. Bu değişimleri okumadan, FOMO etkisi ile bir şeyin içine dalmak bazen ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Sadece dalmak değil, bu dönüşümün ruhunu anlamadan yatırım yapmaya devam etmek, “hang over” yaşadığınız bir gecenin sabahında baş ağrısı ile uyanmaya benziyor.

web2.0 ile büyüyen ama şirketlerin veya markaların, sosyal medya platformlarının atladığı bir gerçek var. Kâr elde ettikleri kitlenin, dünyanın gidişatı ile ile ilgili hissettikleri.

Zamanın ruhuna baktığınızda, umutsuzluk, kaygı ve gelecek beklentisindeki kötümserlik ortak bir duygu olarak hedef kitlelerinin ayrılmaz bir parçası olmuş durumda. Zıtlık ve kutuplaşma üzerinden ürettikleri iş modelleri ile sosyal medya platformları, yankı odalarına hapsolmuş bireyler yarattılar. Bu yankı odalarının yıkıldığı bir yer var; belki bizler için değil ama web3 teknolojilerinin alıcısı için kesinlikle geçerli “hak” ve “adalet”… Bir bilginin, bir itibarın, bir değerin veya bir katkının ölçülebilir olması ve “katılımcılık” ile ortak cevhere dönüşmesi kabiliyeti, önümüzdeki dönemde belirleyici olacak.

Her kuşak, kendi travmaları ve umutları ile şekillenir. Nasıl şekillendiklerini anlamadan, gelir adaletsizliğini yeni dönemde de devam ettireceklerine inanmak, üretilen katma değerin neredeyse tamamının, dünya nüfusunun %1’ine gittiği, kalan %99’un ise aynı miktarla yetinmek zorunda kaldığı bir dünyada, web3 dönemi kesinlikle önceki dönemler gibi olmayacak.

Kapitalizmin dönüştürme becerisi, devletlerin küresel şirketlerle mücadelesi, liberallerle muhafazakarların dilemması içinde, kendine yeni bir yol bulacak su gibi, kullanıcılarının artık hayran olduğu bir sanatçının ürününü almak yerine, o üründen de sırf dinlediği için, öncesinden desteklediği için para kazanabildiği bir dönem düşünün.

Ya da bir verinin paylaşılması karşılığında kazandığı, DAO’lar kurarak büyük yapılara karşı, küçük yapıların birleşerek söz sahibi olmak isteyeceği bir dönem…

Dört beş yıl sonra, Meta şirketi kullanıcılarını ürünlerine ortak etmek veya Mark kardeşimiz de hisselerini kullananlarla paylaşmak isterse şaşırmayın. İnanın, sahip olduğu değer çok daha fazla karşılığı olan bir değer olacak.

Bu dönemi nasıl okuduğunuzu bilmiyorum ama gördüğüm bir riski paylaşmak istiyorum:

Yabancı dil kaynaklardan yaptıkları çevirilerle, bu dönüşümü anlamadan karanlıkta fil tarif eder gibi, yaşını başını almış ve kendine çeşitli unvanlar seçmiş olan insanların yönlendirmesi ile büyük kararlar almayın. İşin üretiminde, ekosisteminde ve birebir vaktini bu alanda geçirmeyenlerin tariflerine kulak asmayın. Bilginin en değerli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu kırılım, inanın bana post-pandemik dönemde 20 yıllık bir devinimin ürünü…

Mutlulukla kalın!

“Bugünlere nasıl geldik? Web3’ün temelinde yatan sosyolojik devinim” için 2 yorum

  1. Kalemine sağlık 👏👏
    Facebook’da paylaştım.
    Konu hakkında bilen (!) kişiler b ilgilensin amacıyla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s