YAŞAM OBEZİ

Bir insan kendi tercihleri ile hayatını şekillendirir. Peki, tercihlerimizi ne şekillendirir? Eğer tercihlerimizi biz şekillendiriyorsak, nasıl bir hayatımız olacağına biz karar veriyoruz demektir.

Eğer tercihlerimizi başka şeyler şekillendiriyorsa? O zaman, başkalarının istediği hayatı mı yaşıyoruz?

Seçtiğimiz eşi, uğruna nefessiz kaldığımız kariyeri, sosyal medyada paylaştığımız restoranda yediğimiz yemeği, arkadaşlarımızla gittiğimiz tatili veya sahip olduğumuz hobileri başkası şekillendiriyorsa, biz kimiz?

Geceleri gördüğümüz rüyalar gün içinde yaşadıklarımızın bilinçaltına yansımasıysa, başkalarının tercihlerinin hayalini kurmuş olmuyor muyuz? Doğduğumuzla bugün metrobüsteki dikiz aynasında gördüğümüz yansıma aynı kişi değilse, üç boyutlu yazıcı ile dijital bir parkın içine sıkışmış bir insansıdan farkımız ne?

Etrafınıza baktığınızda ne kadar farklı tipte insan gördüğünüzle başlayabilirsiniz, sizin hayatınızı kendiniz şekillendirip şekillendirmediğini anlamaya. Eskiden mahalle dizileri vardı. Şimdilerde kalmadı. Çünkü mahalle dizisi demek, birden fazla tipin aynı platoda buluştuğu senaryolarla eş değerdi. Laz Bakkal, Kürt Necmi, Kayserili esnaf, Dombili Hüsnü, Dedikoducu Mükerrem… Herkesin kendini ifade ettiği lakaplarının olduğu diziler.

Mahalle dizisi demek, daha doğrusu mahalle demek, aynı topraklarda yaşayan kendine özgü hayatların ikamet ettiği yaşam alanları demekti.

Etrafınıza baktığınızda, hep aynı insanları görüyorsanız veya tornadan çıkmış gibi jöleli insanlarla çalışıyorsanız; bilin ki sizin tercihiniz olmayan bir hayatı yaşıyorsunuz.

Bunun neresi kötü diyebilirsiniz?

Belli bir yaşam standardına ulaşmak için bazı özelliklerden vazgeçmek de bir tercihtir.

Doğru.

O zaman da, çok mutlu bir hayatınızın olması gerekmez mi?

Bir insanın, eğer sado-mazoşist bir eğilimi yoksa (böyle eğilimi olanlar için bu da bir tercihtir), sürekli depresyon, acı ve mutsuzluk üzerine bir tercihi kendi isteği ile yapmasının bir anlamı olabilir mi?

Refah ve huzur için kullanılan teknolojinin getirdiği avantajların sürekli iş hayatında yarattığı hız ve yeni iş modelleri ile bir anda o teknolojinin kölesi olduktan sonra yeni seviye bir refah için mücadele ederken yaşadıklarımızla, bilgisayar oyununda çizilmiş bir karakterin başına gelenlerden ne farkı var?

Mutlu olmak için para kazanmak, para kazandıkça daha mutsuz olmak… Acıktıkça yemek yemek, yemek yedikçe hazımsızlıktan karın ağrısı geçmek…

Yaşam obezi olmak böyle bir şey olsa gerek.

Durmayı ortadan kaldıran bir sistemde, durmayı unutan insanların tükettiği bir hayat… Tüketilen kendi hayatımız olsa da, vazgeçtiklerimiz yerine koyduklarımızdan daha mı değersiz?

Her bağımlılık, bir süre sonra o bağımlılığı edinme döneminde sağlanan hazzın ortadan kalkmasıyla, hayvansı bir saplantı şeklinde insanın her hücresine nüfuz eder. İlk başlarda, kaynak sorunu yok ise, düzenli bir haz mutluluk da verir; kaynak sıkıntısı baş göstermeye başladığında ise, bazı şeylerden vazgeçmeye başlarsınız.

İlk önce de sizi siz yapan şeylerden başlarsınız.

Yetim bir çocuğun açlıktan ilk hırsızlığını yapması gibi, siz de ilk kez orada müsaade ederseniz, hayatınızı başkasının şekillendirmesine. Yoksa, bunca şeyi gören insanlar, etraflarında bu kadar örnek varken, neden ilk olarak bu bataktan kurtulmak istemezler?

“Başkasının tercihlerinden bir hayat”…

Bir insanın kendini hapsettiği en büyük hapishane…

Müebbet bir mahkumiyetle, insana verilebilecek en büyük ceza insanın başkasının tercihiyle şekillenen “ötekisinin” hayatını yaşamasıdır. İnsan bu cezayı çekebilmek için, ilk önce kendini öldürür. Şizofren olmak yerine tercih ettiği bu yolla ayakta kalır.

Ayakta kalır belki, ama geriye ne kalır?

Başkasının sonlanmış hayatı ve fiziksel olarak doğduğundaki kişiye benzeyen bir ceset.

 

Reklamlar