Geleceğin riski göçmenler mi, robotlar mı?

c2m7x51veaicwej

Oxford Sözlüğü, her yıl düzenli olarak dünyada sık kullanılan ve yeni oluşan bir kavramı anlatan bazı kelimeleri sözlüğüne ekliyor. 2016 yılı için önerilen kelimeler arasında iki tanesi ön plana çıkıyor; “post-truth” ve “alt-right”

Post-truth; “nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu” demek. Bunu özellikle Brexit referandumunda “Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde, İngiltere’ye oluk oluk göçmen akacağı” söyleminde hissetmiştik. Ya da Donald Trump’ın, ABD seçimlerinde “Aslında küresel ısınma diye bir şey yok, bunlar Çin’in uydurması” tespitinde şaşırarak anlamaya çalışmıştık.

Alt-right ise; “muhafazakar sağın sağı” veya “alternatif sağ” olarak nitelendirilebilecek bir anlama sahip. Aslında kökü George W. Bush’a ve “Neo-Con”lara kadar gidiyor. Donald Trump ile birlikte bu kavram zirve yaptı. ABD seçim kampanyasında, Müslümanlar ve göçmenler karşıtı söylemler ile ayrımcı politikalar neticesinde, ABD’de Cumhuriyetçilerin bile radikal bulduğu bu kavram iyice şekillendi.

Donald Trump (ABD), Boris Johnson (İngiltere), Nicolas Sarkozy (Fransa), Marine Le Pen (Fransa), Norbert Hofer (Avusturya), Viktor Orban (Macaristan) ve Jaroslaw Kaczyński (Polonya) gibi liderlerin söylemlerine baktığınızda “alt-right” kavramının alt metinlerini okuyabiliyorsunuz.

2008 krizinden sonra, hâlâ kör topal giden dünya ekonomisi sayesinde uluslar kendi içlerine odaklanıyorlar. Toplumlar, kaybolan işlerden ve azalan refahtan göçmenleri veya bağlı oldukları birliklerin merkezi politikalarını sorumlu tutuyorlar. Umut kaybolunca, kin artıyor. Toplumlar yeni düşmanlar yaratıyor.

Uluslararası şirketlerin yerine, devletlerin ekonomilerle ilgili kararlarda daha etkin olduğu bir döneme giriyoruz. Bu yüzden siyasiler, özellikle sağ parti temsilcileri, hitap ettikleri toplumların duygusal bir değerlendirme ile tüm dertlerin göçmenlerden kaynaklandığını hissettiğine tüm güçleri ile inanıyorlar. Ya da burada siyasal veya milliyetçi bir rant olduğunu düşünüyorlar.

Ancak, önümüzdeki dönemde dertlerin kaynağı gerçekten göçmenler mi olacak? Liberal bir dünyada, hani hangimiz istersek, istediğimiz yerde katma değer üretebilecektik?

Newsweek’in 9 Aralık 2016 tarihli sayısı, göçmenlere değil ama gerçek bir paradoksa dikkat çekiyor. Kapak haberi, “The Robot Economy: Forget Immigrants. Is This Your Replacement?” (Robot Ekonomisi: Göçmenleri Unutun. Sizin Yerinizi Mi Alacaklar?) daha da önemli bir soruna dikkat çekiyor.

Kevin Maney’in detaylı analizler içeren makalesinde, neredeyse bütün işlerin (bazı uzmanlara göre bu oran %90) yapay zeka, yazılımlar ve robotlar aracılığı ile yapılacağı anlatılıyor. Yeni dönemde muteber insan kaynağının, doğru cevapları bulan değil, doğru soruları soran, “push-botton” (düğmeye bas) ötesinde farklı donanıma sahip insanlar olacağını söylüyor. Diğerleri için durum gerçekten vahim…

İşte burada, konunun ucu bize de dokunuyor.

OECD‘nin Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme yani “PISA” 2015 raporu, Türkiye açısından çok da iç açıcı sonuçlar içermiyor. Türkiye, 72 ülkenin öğrencilerinin kendi dilinde değerlendirildiği bu test sonuçlarına göre 50. sırada yer alıyor. Sıralamada Türkiye, fende 52‘inci, matematikte 49‘uncu, okumada 50’inci…

Görünen o ki, gelecekte çoğu şey tamamen değişecek.

Küresel rekabeti şekillendirecek şeyin temelinde teknoloji ve dijitalleşme yatacak.

Ülkelerin daha bugünden, teknolojinin yaratacağı yeni dünyanın olası hasarlarını azaltmak üzerine politikalara odaklandığını düşünürsek, gençlerimizi, daha doğrusu kendi geleceğimizi, yarına çok iyi hazırlamalıyız.

Birbiri ile iç içe geçmiş akademik disiplinlerin hangi yetenekleri geliştirmesi gerektiğini bugünden tespit etmek gerek. Gelecek, yıkıcı bir şekilde geliyor.

“Dur!” deme şansımız da yok.

Olabildiğince hazırlıklı olmaktan başka çaremiz de yok.

Reklamlar