DESPERATUS DIGITUS ̽

dijital_ucurum_buyuyor_h26558

Transistörlü radyoyla TRT’nin saat başında yayınladığı haberleri dinleyenlerle, sosyal medyadan iPhone6’nın lansmanını canlı olarak takip edenlerin bir arada yaşadığı gri bir dönemin içindeyiz.

Konvansiyonel öldü, dijital her şeyi yok edecek” şeklinde tanımlamada bulunarak geleceği bugün yaşayamayan dijital göçmenlerin, sonbaharının gelmesini beklediği bir köprünün başındayız.

Dijital dünyanın varlığından bahsederken, hâlâ Marc Prensky’nin yaklaşık on üç yıl önce “yaş aralığına” göre yaptığı tanımlamalarla (dijital yerli, dijital göçmen, vb.) bugünümüzü tarif ediyoruz.

Ticareti (ticaret, e-ticaret), pazarlamayı (pazarlama, dijital pazarlama), iletişimi (iletişim, dijital iletişim) ve birçok kavramı ikiye ayırıyoruz. Hayatımızın tüm hücrelerine kadar girmiş bir olguyu “öteki” olarak konumlandırılıyoruz.

Jeff Jarvis’in dediği gibi internet bir meydan… Jarvis’e göre, bugün yaşadıklarımızın anlamını ancak yüzyıl sonra anlayabileceğiz. Benim gibi bir fani için, bu uzun gibi bir süre. Bu sayıdan itibaren de, benim gibi zaman sıkıntısı olanlar için, yaşadığımız dönem içinde bulabildiğim soruları sizlerle paylaşıp cevaplarını birlikte arama yoluna gideceğim.

Latince bir sözlüğe çevrimiçinde bakarsanız, “digitus” kelimesinin çoğulunun “digitis” olduğunu görürsünüz. Bu kelimenin Türkçe karşılığı ise “parmaklar”Eski Yunan’da da “parmak hesabı” için kullanılan bu kelime, bugünkü milyonlarca hesaplamanın temeli olan “dijital” kelimesinin çıkış noktası… Demek ki, yaşadığımız bu dönemin temelinin “1” ve “0” üzerine kurulu olması bir tesadüf değil.

Öyleyse sayıların, mühendisliğin ve inovasyon gibi birçok kavramın hayatımızı şekillendirmesi de tesadüf değil, demek ki.

Dijital, hâlâ “öteki” dedim.

Ötekileştirdiğimiz bu olguyu yaratan “insanı”,  Dr. Frankenstein veya modern Prometheus olarak konumlandırmak, küreselleşme bağını tam çözemediğimizin de işareti değil mi?

Bu olgu, insanın değişimiyle doğru orantılı bir ihtiyaç olarak hayatımıza girmişse; bugünkü sosyal medya röntgenciliğini 90’ların ortasında dünyayı kasıp kavuran “Biri Bizi Gözetliyor” serilerinden bağımsız değerlendirmek mümkün müdür?

“Mucit insan”ın, etkilendiği dönem ve sahip olduğu kaynakları yaratıcılığına katkı olarak kullanmasını yok sayıyoruz. Dijitalleşmeyi tetikleyen şeyin küreselleşme olduğu bağının üzerine kireç dökerek; dijitalleşme denen şeyi bu kuşağa ait bir tutkal olarak değerlendiriyoruz. O zaman da bir kuşak “göçmen”, ardından gelen “yerli” oluveriyor. Dijital dünya, istediğimizde girebileceğimiz bir disko gibi. Damsız değil ama “genç”siz almıyorlar, sanki.

Anlayacağınız, mental dijitalleşmeden henüz bahsedemiyoruz.

Bu sebeple de, sürekli sonuçla ilgileniyoruz. Hâlbuki insanı değiştiren, değişmiş insanın yaratmaya devam ettiği bu döngüde, esas odaklanmamız gereken “dijital tutkal”, hepimizin bakış açısını baştan aşağıya değiştiriyor.

Biz de dünyayı…

 “Yalnızlık mı, kalabalık mı?”, “Özgürlük mü, kişisel alan ihlali mi?”, “Genelleşme mi, kişiselleşme mi?”, “Çoğulculuk mu, özgünlük mü?”, “Adalet mi, hakların sınırlanması mı?”, “Sosyalleşme mi, bireyselleşme mi?” paradokslarının gölgesindeki gri alanda; geleceği bugünden şekillendiriyoruz.

Paralel evrende, belki beş dakika geçti. Ama biz bir asırlık yolculuğumuzda kendimizi arıyoruz.

̽çaresiz parmak, Latince.

(Digital Age, Ekim 2014)

Reklamlar