Üstün Barışta ve Yeni Normal

Bu günlüğe başladığım günden beri bazı dostlarımla söz dönüp dolaşıp “yeni normal”e geliyor. Ali Saydam bunu kendi köşesine taşıdı. Kerem Alkin, Bloomberg HT’de bu konuyu gündeme taşıyor. Geçtiğimiz günlerde de benim üniversitelerimden biri olan Üstün Barışta ile de bir saate yakın bir telefon konuşması yaptık. Uzun uzun blog’u inceledikten sonra döndü Üstün Barışta bana.

“Bu kavramla ilgili yazılarını, makaleleri ve buradaki arşive baktıkça bu kavramı bir yerden tanıyorum demeye başladım. Düşündüm ve buldum, bu kavram bizim topraklarımızda yüz yıllardan beri var olan “kadim normal” kavramının batı şivesi ile söylenmiş hali. Onların adedidir zaten, bu topraklardan çıkan kavramları alırlar, sonrasında çok da güzel bize pazarlarlar. Bizim kültürümüzde zaten yeni normal kavramı var, biz aslında bu işi ithal etmeyi değil, dünyaya öğretmeyi hedeflemeliyiz. Onların kendilerine yeni normal olarak aradıkları, bizim normalimiz zaten.” diyordu ilk yorumlarında telefonda.

Sonrasında ekonomik olarak karşılıklı bir şekilde yeni normal kavramının küresel kriz sonrasındaki etkilerini tartıştık. İhracata dayalı büyüme modelinin sona erdiği, iç pazarın tüketim eğiliminin negatif eğilimle seyrettiği bir dönemde bu paradigmaların Türkiye’deki karşılığının “Türkiye’nin kendine has bir şekilde emperyal” olması gerektiği konusunu gündeme getirdik. Üstün Barışta’ya göre eğer karşı bir tez oluşmuyorsa, sanki varmış gibi “zorunlu düşünme” dönemindeyiz. Türkiye’nin üstü örtülmüş geçmişi ile tekrar barışıp, sahip olduğu kültürle acımasız olmayan, paylaşmaya dönük, komplekslerden uzak bir şekilde emperyal düşünceyi kendi bölgesinde hâkim kılması gerekliliği, bunu da Türkiye’de oluşacak yeni KOBİ gücü ile yapacağını öngörüyor Üstün Barışta.

Zorunluluğa ve teoriye baktığınızda kulağa yakın geliyor. Benim bazı tereddütlerim oldu bu konu ile ilgili. Özellikle Türkiye’nin belirgin bir sanayi politikası olmaması, önceliklerini bölgesel güç olarak da ekonomik yaklaşımlar olarak doğru belirlememesini bu açılımın önünde engel olarak görüyorum. KOBİ gücü yaklaşımının son on yılda geldiği noktada mevcut kalelere yerleşme anlamında daha idrak sürecinde olduğunu, eğer merkezi bir politika ile desteklenmezse, Üstün Barışta’nın söylediği gibi 10-15 yıl gibi bir süre içersinde bu gerçeğin hayata geçmesinin zor olacağına inanıyorum.

Ama olmalı mı? Evet kesinlikle. Bizim reel sektör ve sanayi politikaları açısından yeni normalimizin kendi “ılımlı emperyal düşüncesini” oluşturabilme gücümüz ve bunu yaparken de, hedef seçilebilecek (Ortadoğu, Afrika, Balkanlar, Türkiye Cumhuriyetleri, Latin Amerika) bölgelerde üretim odaklı ve tesisleşme temelli olmasının önemli olacağını düşünüyorum. Makveyelist akımın temsilcisi emperyalist ülkelerin, bu coğrafyadaki beklentilerinin de bizim gibi olacağını varsayarsak, bu yeni dengeler savaşında çok akılcı olmamız gerek.

Bir de mevcut yapımızda, sanayi sektörünün yeni normalleri arasında kırılma noktası oluşturacak şekilde teknoloji sözde değil özde üretim politikası olmaz ise, başlangıç noktasında yine kremayı başkalarının yediği bir süreçle muhatap oluruz.

Üstün Barışta ile yaptığımız telefon konuşmasında Osmanlı’dan, Anadolu’dan, tüketim kültüründen girip, Türkiye’nin ılımlı emperyalizmine, oradan da KOBİ gücüne varan detaylı bir ufuk turu yaptık.

Umarım, bunu yapan ve sonuçları ile ilgili kafa patlatan tek insanlar biz değilizdir.

Umarım, karar vericiler de bu noktada, bazı şeyleri günlük konjonktürün dışında 20-30 yıllık değişim projeleri olarak düşünüyordur.

Reklamlar